ve sen, kuş olur gidersin

Bana ait olmayan, bana ait olmadığı için de ayıklayıp bi kenara koyamadığım kitaplıkta yüzlerce kitap var. Biri bana göz kırpıyor. ‘Kırpma, sırasını bekleyen bir sürü kitap var seni de listeye yazmak istemiyorum’ diyorum, rahat bırakmıyor. Zorla/sevgiyle odama geliyor. Karıştırıyorum sayfalarını, tanıdık bişeyler var sanki ama çıkaramıyorum. Baştan açıp okuyorum, uyku saati geçmiş mi umrum değil, ne zaman üzüntüye doyarsam o vakit uyurum. Kitabın yarısında doz yeterli dedim, uykuya yatırdım bu ilginç kitabı.

Tarık Tufan yazmış bu roman havasını, ben de iki ayrı gecede okuyup bitirdim. İnsanların hikayeleri birbirine benziyor, süreçleri daha da çok. Kitapta yazılanlara üzüldüm sonra beterin beterini keşfettim. Şükretmeliyiz, üzülmek yerine(annem öyle diyor). Neyse ben artık susayım, kitap konuşsun.

*

Herşeyini kaybetmiş bir adam, buna rağmen insanın en güçlü güdülerinden olan biriktirmek düşüncesine karşı çıkıyor. Oysa kentliler çoğu zaman sonuçsuz da kalsa biriktirebilmek için yaşarlar. Sahip olma arzusunu  yoğunlukla taşıdıkları mutlaka bir şeyler vardır ve ona ulaşmak için biriktirmek tek yoldur.

Biriktirdikleriyle prestij kazanabilmek olgusu bu zamana özgü bir şey olsa gerek. Para biriktirenler, resim biriktirenler, pul biriktirenler, şişe biriktirenler, ayakkabı biriktirenler, saat biriktirenler, sevgili biriktirenler ve daha bir sürü şey. Biriktirmek, yığmak, saklamak nasıl bir duygunun, düşüncenin etkisiyle gelişir bilmiyorum ama içimden bir ses, çok masum gibi duran biriktirmelerin bile hastalıklı bir yön taşıdığını söylüyor.

*

İnsan çokça hayat ve bir de ölümdür…

*

‘Sözü yeteri kadar kullanmadın. Doğrunun ne olduğunu biliyorsan, onu taşımanın zorluklarını da göze almalısın.’

‘Hakikat gösterişe gerek duymaz. Sükunetli olmalısın. Bağırmadan, öfkelenmeden hakikati sahip olduğunca diğerleriyle paylaşmalısın. Tamamını kendine saklamaya çalışırsan ruhunu aşındıracak kadar ağırlaşır.’

‘Gerçek, elinde uzun süre saklarsan eriyip gidecek bir ziynettir.’

*

Bir kenarda, olup biteni sessizce izleyen Gazali’ye yaklaştım.

-Ne yapacağım şimdi? Ne yapacağım ben söylesene?

-O’na teslim olacaksın.

-Nasıl?

İnsan sayısı kadar yol vardır. Önce yola çıkmak gerek.

-Gücüm yok.

-Sen yola yönel. Adım atacak olan sen değilsin.

-Yapamayacağım. Buna cesaretim de, gücüm de yok. Hiçbir şey bilmiyorum.

-O’ndan iste.

Sonra usulca kapıyı açıp o da gitti. Arkasından saygıyla uğurladım.

En kötüsü de insanın kendisine tahammülünü yitirmesi. Başkalarına zaten tahammül edemiyordum. O günden sonra kendime de tahammül edememeye başladım. Ama ne yazık ki kendimden kaçıp kurtulma şansım bulunmuyordu.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s