Kime anlatsam

Bazı hikayeler ne olursa olsun insanın peşini bırakmıyor. Hiçbir şey anlatmadığını düşündüğüm bir hikaye kitabına elim defalarca uzandı yıllar içinde. Okumuş ve anlamamış olduğumu düşünsem de her seferinde çağrıya kulak verdim ve kitabı elime aldım. Sayfalarını karıştırdım, kapağına baktım, başlığını okudum. Kitaba adını vermiş olan hikayecik ‘hiç de bir şey anlatmıyor’ diyor iç sesim. Öyleyse sus ve dinle.

Yalnızlıkla aramızda tatlı bir hukuk var artık. Ben hep orada olduğunu biliyorum, o da gri bulutları yollamıyor. Arada biraz duman tadı var o kadar. O kadarı da olsun.

Kitaba adını vermiş olan hikayecik ‘Kime anlatsam derdimi’. Çehov’un kaleminden.
Bir adamın, kederli bir adamın sokaklarda dolanışını izliyoruz hikayede usulca. Kederinin sebebini anlatacak birini arıyor-kim olursa. Ama kimse başkasının dünyasıyla alakadar değil, herkes kendiyle; derdi ve yarası, ustası ve çırağı ile sarhoş. Okuyucu duyuyor adamın ah’ını, duyabildiyse eğer, ‘bugün benim oğlum öldü’.

Haberler çok basit bir şekilde iyi ve kötü diye ayrılabilir. İkisi de paylaşılmak için vardır. Sanki birilerine anlatmasan olay yaşanmamış, zaman akmamış, sayfa çevrilmemiş kalacak. Elbette öyle değil ama bir an önce paylaşmak için içimizde duyduğumuz o tatlı panik olmasa, çok akıllı robotlardan ne farkımız kalacak? İnsan sosyal bir varlık. Bunu söyleyip duruyorum kendime. Cümlenin devamı şöyle geliyor; ve sen sosyalliğini yıktın, öyleyse nesin? Robotik bir vücutta atan bir kalp ve konuşan bir beyin misin, pizza yiyen kaplumbağalara bu düşmanlık neden?

Neyse işte, çok uzatmak değil niyetim. Durdum düşündüm ve sevincimi paylaşacak birini aradım, bulamadım. (olsun elhamdülillah). Hasta kediciğimiz toparladı, üç de çocuğu oldu. Biri bizimkine inanılmaz benziyor 🙂

Önemli son not:  Yazıyı yazmamın ardından 24 saat geçmedi, uzakta oturan çok sevdiğim bir arkadaşım bebek beklediğinin müjdesini verdi. Ondan daha çok sevinmiş olmam çok mümkün değil sanırım ama inanılmaz sevindim. O kendi müjdesini, ben de kendi müjdemi verdim. Telefonu kapatınca bak, bak sana, abarttığını biliyordum dedim. İçimde bi yerlerde hala sosyal bir varlık yaşıyormuş 🙂


Kime anlatsam’ için 5 yanıt

  1. Bazen hepimiz labirentlerimiz içinde kayboluyoruz, ya da bile isteye kayboluyoruz, ama o çıkış anları var ya, hele güneş gibi sarıyorsa tanıdık sesler, tanıdık dostlar… Keyfimize diyecek yok. Keyifle okudum. Teşekkür ederim, kutlarım ayrıca güzel haberleri de, Bilesin, kedileri çok ama çok seviyorum, insanlar kıskanabilir/bilecek kadar… ya da. Sevgiler, nia

    Liked by 1 kişi

    1. Sanırım öyle bir kaybetmişim ki kendimi bir labirentten çıkıyorum ama başka bir labirentte olduğumu anlıyorum. Yaşamak hiç kolay değil ama keyfini çıkartmak gerek, evet.
      Bu haberin üstüne bugün ikinci kez baba oldu oğlumuz :)) Yavrular minicik klonları gibi uzaktan. Kediler iyi ki var. Her şeye değer ❤
      Sesini duymak çok iyi geldi Nia, ben teşekkür ederim 🙂

      Liked by 1 kişi

  2. Kediler iyiki varlar… nasıl viyak viyaktırlar şimdi onlar… Allah hepsini analı babalı büyütsün, güzel haberler olmasa zaten ne olurduk bilemiyorum. Sağlıklı güzel günler, nia

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s