Kendinle tatlı bir ‘date’

Prensesler için…

Günümüzde kendi kendine kalabilmek gittikçe daha zor hale geliyor. Telefon bildirimleri, takip etmezsek dışlanmış hissettiren sosyal medya akımları ve hatta yolda yürürken karşımıza çıkan reklamlar bile kafamızın içinde tek kalmamıza düşman gibi.

Zaten kafamızın içinde bir tane ‘ben’ de yok. Annemiz, babamız, çevremiz… her biri beklentilerini ve hayal kırıklıklarını dobra bir şekilde dile getirirlerken asıl ben kenara çökmüş sırasının gelmesini bekliyor. O sıra bi türlü gelmiyor. Bir beyaz atlı gelirse beni görecek, beni dansa kaldıracak diye bekliyorsun ama gelmiyor. Sen köşede büzüşmüşken gelmeyecek, gelmesin.

Senin prensesliğini bütünüyle kabul edip, aslında birer hayalet olan diğer herkesi bütünüyle şeffaflaştırıp kendini dansa kaldırman gerek. Hayatın tadını bir kere aldığında, her yanda sen dans et diye çalan şarkıları duyacaksın. Sen yeter ki o ilk adımı at.

Bunun için bütün arkadaşlarıma tavsiye ettiğim, ama bir türlü tam olarak neyi kastettiğimi anlatamadığım bir önerim var. Kendinle date’e çıkmak. Bu kadar basit. Ancak gerçek bir randevu olması için bir kaç şartı var. Kendinle her tek başına kalışın bir randevu değil. Hızlıca markete gidip alışveriş yapmak kendinle gerçekleştirdiğin (ve belki keyif de aldığın) bir eylem olsa da bence bir randevu sayılamaz. Veya ders çalışmak için gittiğin kafede takılmak, çok eğlendirse bile, iyileştirici bir date deneyimi sunmaz.

Bütünüyle kendinle kalmak ve bundan keyif almaktan bahsediyorum. Keyif almaktan başka hiç bir amacının olmadığı tatlı bir zaman dilimi. Kendini keşfetmek için ayırdığın acelesiz bir kaç saat. Kafandaki diğer herkesi bir süreliğine umursamadığın, bütün önceliğini içindeki prensese verdiğin; ”Hayatım senin için buradayım, ne istersin söyle” dediğin kavalyelik zamanı.

Elbette herkes için birebir aynı kurallar geçerli değildir, ancak ben bana iyi gelen ortamı nasıl hazırladığımı anlatacağım.

İstisnasız ömrümde yediğim en güzel krepti. Çünkü kendimle baş başaydım (:

Bütçe ayır.

Öncelikle kendimi gönlümce şımartabileceğim bir bütçe ayarlıyorum. Bunu randevuya çıkmadan önce ayarlamak randevu sırasında ortaya çıkan ”ay çok masraf olmasın” kafasını tatlılıkla susturmak için iyi bir yöntem. Bir randevu için ayırabileceğim en uçuk rakamı ayırıyorum kenara, ne kadar coşsam da aşamıyorum zaten.

Benzeri düşünceler sağlıklı beslenmek vs. için de geçerli olabilir. Sıkı bir diyet sürecindeysen bile, o anın belki de bu ayın en özel anı olduğunu unutma. Sağlıklı beslenmek iyi hissettirecekse, öyle yap. Zorunda olduğun için değil. Bugün kendini şımartmak istiyorsun, hizaya sokmak değil. Onu başka gün yaparsın 🙂

Buna hakkın olduğuna inan.

Kendini dünyanın en lüks lokantasına da götürsen, sahilde balık ekmek de yesen, o an orada tek başına bir bütün olduğuna inanmazsan, anın keyfini çıkartmak epey zorlaşacak. Kafanın içinden ne zaman ”herkes bana bakıp tek olduğum için üzülüyor”, ”buraya herkes sevgilisiyle gelmiş, ne yapıyorum burada”, ”tek olduğum için hızlıca kalkmalıyım, yer işgal ediyorum” ve benzeri düşünceler geçerse; kendini nazikçe durdur. Burada olmaya ve sadece kendin için burada olmaya hakkın var.

Şunu unutma; bütün masalar çiftlerle doluyken bile en çok eğlenen sen olabilirsin. Eşin olmasa bile en güzel randevu seninki olabilir.

Kendinle kal,

‘Tamam gittik bir yere oturduk(ki oturmak da şart değil aslında) ama ne yapacağım?’ diye düşünüyorsan benim önerim kendini oyalayacak her şeyden uzak durmak ve kendinle içsel bir muhabbete geçmeye çalışmak olacak. Yani kitabınla/telefonunla/bilgisayarınla değil, sadece kendinle eğlen. O anın tadını çıkar.

Yine tekrarlıyorum, herkes için aynı şey geçerli olmayabilir ama ben etraftaki insanları gözlemlemekten ve yazmaktan derin bir haz alıyorum. Dolayısıyla benim için ideal randevu eşlikçisi jurnalim ve kalemim oluyor. Ancak, insanları gözlemlemeyi de, yazmayı da bir görev olarak kabul etmiyorum. Görevim yalnızca anda kalmak ve keyif almak. Yazdıklarım kopuk kopuk olabilir, sayfaya çikolata sosu dökülebilir hiç önemli değil 🙂

Bir başkası için kendiyle konuşmasını kolaylaştıran şey, ses kaydı almak olabilir. Veya belki öteki, dans ederken iletişimde hissediyordur kendisiyle. Bu konuda biraz yaratıcı olmak ve kendini tanımaya çalışmak esas. Zaten randevuların asıl amacı muhatabını tanımak değil mi?

Kendini duy.

Bu zaman dilimini onun için ayırdın. Sıkıştığı yerden kalkmasına yardımcı ol. Onu dansa kaldır ve dinle. Her türlü duygu açığa çıkabilir; yargılama, kucakla kendini. Şimdiye kadar bana niye kulak vermedin, diye seni dövmeye bile başlayabilir. İzin ver, her ne taşıdıysa bıraksın. Tepki verme, sadece duyuyorum de. Zaman alabilir, ancak kendini duymaya zaman ayırdıkça kendinle daha iyi bir iletişime kavuşacağına eminim.

Üstelik konuşmasına ne kadar izin verirsen, onu o kadar iyi tanıyabileceksin. Sevdiği, sevmediği, onu üzen, anlatmaya dilinin varmadığı her şeyi duymaya yürekli ol. Kafandaki diğer sesleri değil, kendi samimi fısıltılarını duyabildiğinde ne istediğini daha iyi bilebiliyor olacaksın. Bu pratik, hayatındaki bütün ilişkilerin daha iyi bir noktaya taşınmasına yardımcı olabilir. Çünkü sen kendini mutlu edemiyor, kendine kulak vermiyorken kim seni mutlu edebilir ki?

Sevgini itiraf et.

Belki ilk seferde olmayacak ama kendinle yeterince rahat hissettiğinde bunu ona sıklıkla söylemeye çalış. Varlığının bunu duymaya ve bunu senin ağzından duymaya ihtiyacı olduğunu bil. Kendine vakit ayırdığın, bu güzel date’i ayarladığın için teşekkür et.

Fikirlerinizi ve deneyimlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum.

Sevgiler,

Sade.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s