Sanatsever’in dileği

Bazen bütün tetkikler, tahliller yapılır. Her şey normaldir ama hasta normal değil; hasta hisseder. Kağıtlara yansımasa da yolunda gitmeyen bir şey olduğunu söyler vücut. Tam da bu şekilde, kağıtlara yansımayan bir acayiplik olduğunu seziyorum kendimde. Hep böyle hissettim.

Kağıtlara baktığımızda aynı memleketten iki insanın olaysız evliliğinden ortaya çıkmış bir çocuğum. Göçmenlik desen, yok. Kültür çatışması desen, değil. Azınlık mıyım, hiç sayılmaz. Yine de oy vermediğim dönemlerde sosyalist hissederdim kendimi; azınlıkları bir çatı altında buluşturma fikri sevimli gelirdi. Belki beni de dinler ve acayipliğimle kabul ederlerdi o zaman.

Gel gör ki teorik ve pratik genellikle örtüşmüyor. Teoriğini sevdiğinin pratiğinde hayat bulamayabiliyorsun. Zaten ben de oy verecek yaşa gelene kadar ‘acayip değilmiş’ rolü yapmayı güzelce öğrenmiştim. İçimde başka biri yaşıyor, dışımda başka biri konuşuyordu. Uzaktan bakıldığında daha normal ve kabul edilebilir gözüküyordum ama o ben değildim. İçim, içimde sıkıştı kaldı. Boğuldu. Öldü ve yeniden doğdu elhamdülillah. Doğabildi.

”Mış gibi” yaşamanın aslında yaşamak olmadığını anlayınca izin verdim kendime. Acayip olacaktık, mantık kalıplarına uyamayacaktık ama kalbimiz daha huzurlu olacaktı. İçimin anlatmaya ve duyulmaya hakkı vardı. Hiç olmazsa fırsatını yakaladığında, onu duymaya hazır insanlara anlatabilecekti. Artık katılmadığımız şeylere kafa sallamayacaktık, sırf tekrar ipin ucunu yakalamak zor diye canımızı acıtan iplere tutunmayacaktık. Konmari’nin vaadine inandım: Eğer sevgiyle, iyi gelmeyeni ayıklayabilirsem bana iyi gelen beni bulur. Öyle de oldu 🙂

Kolay veya konforlu olduğunu iddia edemem bu sürecin. Veya böyle bir dönüşümün anında harekete geçip, mükemmellikle işlediğini de. Yoldayken öğreniyoruz. Daha önce hiç sorgulamadığım alanlarda aslında büyük hatalarım olduğunu görüyorum. Düzeltmeye çalışıyorum ama bir anda olmuyor ve olmayacak. Hep kusurlu kalacağız. Güzel bir sanat eseri gibi.

Proust, romanı basıma girmeden bir saat öncesinde bile değişiklikler yaparmış yazılarında. Eserler bitirilmez, yalnızca terk edilirlermiş. Sanatçının hayatı, en büyük eseriymiş.

Ciddiye almazsak olmaz çünkü (:

Bazı farkındalıklar çok yavaş geliyor. Yıllar alabiliyor. Kendim olmaya izin verdikten sonra renklere olan sevgim beni sanatın içine çekti. Yıllardır gezebildiğim kadar müze gezdim, görebildiğim kadar eser gördüm. Bir kaç dakikalığına da olsa, farklı sanatçıların bakış açılarına şahit oldum. Bunu neden yaptığımı, neden diğer bütün planları erteleyip sergileri heyecanla öncelediğimi anlamadan, sadece yaptım.

Bu hafta, sonunda anladım. Benimle aynı heyecanı paylaşacak bir arkadaş aramadım, tek başıma gezdim Contemporary İstanbul’u. Tanımadığım bir adam arkadaşlarıyla başladığı muhabbeti benimle sürdürmeye karar verdi. Sanattan anlama kasıntılığına girmeden, sadece bize hissettirdikleriyle beğendiğimiz eserler üzerinden konuştuk kısacık. Ayrılırken ”Farklı şeyler görmek mutlu ediyor.” derken buldum kendimi. Ve sonunda anladım. Beni müzelere çeken buydu.

Farklıydık. Her birimiz başkaydık. Üstelik birileri gündelik rutinin dışına taşmaya cesaret etmiş, sanat eserini tuvalin üstündeki hapsinden kurtarmıştı. Kimisi kombucha mantarlarını çerçeveleyip sunmuştu, kimisi İran halısını boyayarak anlatmıştı derdini, kimi ”Sanat konusunda ciddi olalım” derken ciddiyetsiz davranmıştı.

Çerçevelenmiş kombucha mantarı

Tek acayip olan ben değildim. Bizden çok vardı. Üstelik bazıları acayiplikleriyle çoğunluklarca kabul görmüş ve ürettikleri kıymetli bulunmuştu. Bana iyi gelen buydu. Yalnız olmadığımı, acayipliklerimle kabul görebileceğimi hatta daha da farklılaşabileceğimi hissettiren bu gibi sergilerdi.

Kendi halinde bir sanatsever olarak bir dileğim var! İçimizdeki acayipler hatırına her birimiz sanata bir şans verelim. Eserleri anlamaktan vazgeçip sadece onlarla biraz vakit geçirelim. Belki zamanla onlar kendilerini açar, biz de daha çok hissetmeye başlarız. Belki acayipliğin içindeki güzellik çiçek gibi açar da kendini gösterir. Sulamaya değer bir şeyler olduğunu sezeriz toprakta. Normalin dışına taşmaya değer bir şeyler.
Belki biraz zaman geçirseniz seversiniz bizi, hı?

Kocaman sevgiler,

Acayip sade ❤


Sanatsever’in dileği’ için 3 yanıt

  1. sevgili sadepanda, yazının uzun haline instagramındaki paylaşımından doğru ulaştım. postunun altındaki kısa bir bölüm bile sanat eserlerine karşı hislerimi çok güzel anlatıyordu. ben anlayamıyorum diyip kendilerini sergilerden, müzelerden mahrum bırakan, biraz da bana entel dantel diye takılan yakınlarıma tam da bunu anlatmaya çalışıyorum. kimsenin göremediğini gördüğüm veya anlayamadığını anladığım için değil, yargısız bir şekilde bakınca içimde farklı farklı duygular uyandırabildiği için seviyorum sanatı. tüm bunları böyle güzel ifade edebilmek de çok güzel bi yetenek bence. acayip olansa ne sen ne de sanatçılar, içinde yasadımız düzen. sevgiler.

    Liked by 1 kişi

    1. Ah, çok teşekkür ederim. Böyle ufacık anlarda bile yalnız olmadığımızı görmek çok güzel değil mi 🙂
      Fikirlerinizi benimle, blogumla paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Daha uzun da konuşmak isterim, çokça sevgiler.

      Beğen

  2. ben de teşekkür ederim emek verip böyle içerikler üretip paylaştığın için:) umarım en kısa sürede bol bol konuşacak fırsatımız olur.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s